Ana sayfa Politika Lübnan’dan Türkiye’ye kaçırılıp 6 ay işkence gören Ayten Öztürk ÖFG TV’ye konuştu!

Lübnan’dan Türkiye’ye kaçırılıp 6 ay işkence gören Ayten Öztürk ÖFG TV’ye konuştu!

HDP Kocaeli Milletvekili Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu, ÖFG TV’de, 6 ay işkence göre Ayten Öztürk’ü konuk etti.

Herkese merhaba. ÖFG TV’den herkese iyi akşamlar. Her hafta Salı günü saat 21.00’de haftanın önemli konuları ve bu konularla ilgili konukları ile sizlerle beraber olduğumuz programa başlıyoruz.

Ayten Öztürk 6 ay boyunca kaçırıldığını, kendisine korkunç işkenceler yapıldığını belirtmişti mahkemede.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Ayten Öztürk’ün ismini yıllardır anıyorum çünkü Ayten Öztürk çıkarıldığı bir mahkemede çok önemli, çok çarpıcı ifadelerde, iddialarda bulunmuştu ve 6 ay boyunca kaçırıldığını, kendisine korkunç işkenceler yapıldığını belirmtişti mahkemede ve bu basına da yansımıştı ve biz bu konuyu Meclis’te de gündem etmiştik ve medyada da gündem etmiştik. Soru önergelerimiz ve diğer yetkililere bu konuları defalarca sormuştuk. Diğer siyasetçiler de, partimiz de gündem etmişti fakat ciddi bir açıklama görememiştik. Ayten Öztürk ilk önce kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

Defalarca gözaltına alınıp işkencelerden geçirilen bir insanım.

Ayten Öztürk: Ben Devrimci Sosyalist düşüncelere sahip bir insanım. Uzun yıllardır hapiste yatmışlığım var. Defalarca gözaltına alınıp işkencelerden geçirilen bir insanım geçmişte. Süren davalar oldu hakkımda. Haksız yere açılan ve süren davalar. Yakınlarından bu sistemden dolayı kaybettiğim insanlar var. Tüm bunlardan dolayı uzun senelerdir yurtdışında yaşıyordum ve yurtdışındayken bu kaçırılma olayı yaşandı.

Ellerimi kelepçeleyip, kafama çuval geçirerek uçağa bindirdi ve uçakla Türkiye’ye getirildim. Getirilir getirilmez de işkence başladı.

Yaşadıklarım 2018’de başlıyor. 2018 yılından bugüne kadar süren bir süreç. 2018’de ben Lübnan Havaalanından bir Avrupa ülkesine geçmek isterken pasaport sorunu yüzünden gözaltına alındım ve 6 gün Lübnan’da gözaltında kaldım. Orada gözaltı sırasında pasaport sorunu denilip serbest bırakılacağını düşündüm ancak öyle olmadı, 6. Günde Türk Elçiliğinden birisi geldi beni gördü, ardından Lübnan yetkilileri ile bir anlaşma olduğunu tahmin ediyorum çünkü aynı akşam benim gözlerimi kapatıp, ellerimi kelepçeleyerek bir arabayla havaalanına götürdüler ve bilmediğim şahıslara teslim ettiler. Hem Lübnan’lılar göz kapama şeklinde götürdüler, sonrasında havaalanında açıp başkaları gözlerimi kapatıp, ellerimi kelepçeleyip, kafama çuval geçirerek uçağa bindirdi ve uçakla Türkiye’ye getirildim. Uçakta bir kişinin konuşmasıyla Türkiye’ye getirildiğimi anladım. Getirilir getirilmez işkence başladı. Uçaktan indirilirken slogan atmaya çalıştım ağzımı bantladılar ve beni hızla bir yere soktular ve orada çırılçıplak soyup hücreye attılar. Sonrasında kendilerinin verdikleri erkek kıyafetlerini giymek zorunda kaldım. Sürekli o siyah kıyafetle kaldım. Ara ara değiştiriyorlardı. Aslında bu süreci ben kafamda dört bölüme ayırdım. İlki bu kaçırılma sürecim. İkincisi orada bulunduğum süre. İlk dönem sürekli psikolojik işkence yoğunluklu, sonrasında fiziksel işkence sonra beni bıraktılar ve tutukladılar. 3.5 sene hapiste yattım, sonra serbest bıraktılar şu anda 2 ağırlaştırılmış hapis cezası ile ev hapsindeyim. Böyle bölümlere ayırarak özetlemek istedim. İlk başlarda sadece ellerim arkadan kelepçeli gözlerim bağlı ve başımda çuval haldeyken bekletildim uzun bir süre.

“Bizimle konuşacaksın, bizi devlet görevlendirdi, bize sınırsız yetki verildi. Burada bizden başka kimse yok, hâkim, savcı, avukat yok sadece biz varız. Birkaç gün kalacağını düşünme, süre sınırı yok, uzun süre kalabilirsin burada.” dediler.

Bugün doktora gittim doktorun verdiği sonuçlara bakıtğımda kollarımda halen oradan kalma hasarlar olduğunu gördüm ve geriye dönüşü olmayan hasarlar olduğunu gördüm çünkü orada uzun süre arkadan kelepçeli olarak günlerce yaklaşık 1 ay boyunca o şekilde tutuldum sadece lavaboya götürüldüğümde bir anlık açılıyordu onun dışında açılmıyordu ve bunun dışında askıya sürekli alındım. Askıda duvardaki iki halkaya ellerini kelepçeleyerek yapılan askı biçimiydi, o sırada da sık sık elektroşok elektrik veriliyordu ve sürekli “Bizimle konuşacaksın, bizi devlet görevlendirdi, bize sınırsız yetki verildi. Burada bizden başka kimse yok, hakim, savcı, avukat yok sadece biz varız. Birkaç gün kalacağını düşünme, süre sınırı yok, uzun süre kalabilirsin burada dediler.” Sürekli bunu tekrarladılar.

Elektrik verdikleri oldu, el serçe ve ayak baş parmağımdan verdiler. Bunlardan sonra da yine sürekli baygınlık geçirdiğim için su işkencesine götürdüler. Vücudumda 898 yara tespit edildi.

Edebilecek her türlü işkenceyi üzerimde denediler. Bir tabut kurup ayakta bekletiyorlardı, tabutlukta diklemesine ayakta duruyordum ve eğilmem oturmam mümkün değildi saatlerce o şekilde bekliyordum ve en sonunda bayıldığımda çıkarıyorlardı beni oradan. Çıkardıklarında da bazen şöyle seçenek sunuyorlardı “Nereye götürelim? Hücre mi işkencehane mi? Devam mı tamam mı?” bunu sürekli tekrarlıyorlardı onlara cevap vermedikçe onlar başka yöntemlerle o işkenceyi sürdürüyorlardı ta ki benim bedenim artık tahammül edemeyecek hale gelinceye kadar. Elektrik verdikleri oldu, parmaklarımdan verdiler. El serçe ve ayak baş parmağımdan. Bunlardan sonra da yine sürekli baygınlık geçirdiğim için su işkencesine götürdüler. Su işkencesine de tazyikli su veriyorlardı ve kafamdaki çuvalın içine su doldurup boğulacak hale gelmeme sebep oluyorlardı. Oradayken bir kere kapı açıldı, bir kişinin yüzünü gördüm. Onun dışında diğerleri hep maskeliydi, sadece gözleri görmüyordu. Su işkencesi sırasında bile elektroşok veriyorlardı sürekli. Bedenin her tarafında elektroşok, morartılar vardı. Hapishanede arkadaşlarım bedenimdeki yara izlerini saydılar, tedavi sürecinden sonraki haliydi saydıkları. 898 yara tespit edildi. Bu bedenimdeki yaralar, bedenimin çok fazla zayıflaması, 5 kilo kadar zayıfladım oradayken ve oradaki her türlü işkencenin sürekli ve sistemli bir şekilde yapılmasından dolayı ciddi sağlık sorunları da yaşadım. Şu anda 3.5 senelik bir tutsaklıktan sonra karşınızdayım, size bunları anlatabiliyorum ama ben daha öncesinde bunları her fırsatta anlatmaya çalıştım, suç duyurusunda bulundum ama kovuşturmaya gerek yoktur denildi. Hakim, savcı karşısına çıktım, hiç kafalarını kaldırıp bakmadılar oysaki durum çok ciddiydi. Buna avukatlarım, birçok yerden avukatlar geldi onlar da gördüler, şahitlerdir.

Doktor muayenelerine götürdüğümde önce doktorla polis konuştu. Sonra beni doktorla görüştürdüler.

Doktor muayeneleri şu şekilde oldu. İşkence bittikten sonra emniyet beni bir yerde bulmuş gibi aldığında doktor muayenelerine götürdüğünde önce doktorla kendisi konuştu, polis önce doktorla konuştu her seferinde sonra beni doktorla görüştürdüler ve her seferinde nedeni belli olmayan yaralar, izler var denildi.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Bu işkencehane dediğiniz yerde ne kadar kaldığınızı tahmin ediyorsunuz?

“Biz seni burada öldürmeyeceğiz ama ölümden beter edeceğiz, bize yalvaracaksın, daha önce çok öldürdük ama artık yeter biz şimdi öldürmeyeceğiz ama çıktığında ölmekten beter olmuş olacaksın.” diyorlardı.

Ayten Öztürk: Ben ilk günden itibaren günlerimi tek tek sayıyordum. Oradaki rutin hayatı da duyarak anlamıştım. O yüzden 6 ay kaldığımı anladım. 6 ay boyunca her gün, her şey çok sistemliydi. Onlar kendi aralarında şunu söylüyorlardı: “Biz profesyoneliz bu işte.” Bugüne kadar ben daha önce de işkence görmüştüm ama benim yaşadığım en farklı işkence biçimleriydi ve kendilerinin tabiri ile biraz daha profesyonelleşmiş ve gizli yürütülen bir işkence biçimiydi ama ben oradayken hücremin üst katında ayak sesleri duyuyordum rutin bir şekilde. Sürekli bir mesai saati, bir devlet dairesi izlenimi yarattı bende. Mesela tatil günlerinde, her gün ben günleri hesaplıyordum ve tatil günlerinde oradan ses gelmiyordu. Kendileri de bana şunu söylüyorlardı: “Bizi devlet görevlendirdi, bize her türlü yetki verildi ve biz sana istediğimizi yaparız.” Dediler. Benim sağlığım çok ciddi hale geldiğinde ben orada işkence ile ya da açlıktan dolayı ölme durumum vardı ama ona da izin vermiyorlardı. Şunu diyorlardı: “Biz seni burada öldürmeyeceğiz ama ölümden beter edeceğiz, bize yalvaracaksın, daha önce çok öldürdük ama artık yeter biz şimdi öldürmeyeceğiz ama çıktığında ölmekten beter olmuş olacaksın eğer çıkarsan.” diyorlardı ama hiçbir zaman kesin çıkacakmışım gibi bir izlenim yaratmadılar. Şunu söylüyorlardı: “1. Aşama olacak, biz seni tedavi ederiz, gerekirse organ nakli yaparız, ayağa kaldırırız yine işkence ederiz ve bu böyle sürüp gider, ömrünün sonuna kadar buradasın.” Diyorlardı. Orada başkalarının olduğunu fark ettim seslerden ve o başkalarının bir kısmının çıktığını anladım, açılan kapanan kapı seslerinden zaman zaman azaldığını duyuyordum. Onun için ben çıkma ihtimalim olabileceğini de düşündüm ama olmama ihtimali de olabilir diye hesap ediyordum.

Türkiye’de son 5 yıl içinde en az 35 kişinin kaçırıldığını ve uzun süreli bir yerlerde tutulduğunu tespit ettik. 9 aydır ortalarda olmayan yakınlarının aradığı Hüseyin Galip Küçüközyiğit bugün bulundu.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki o kişiler de böyle bir işkenceye götürülüp getirilen insanlar herhalde. Kaç kişi seslerini duyuyor muydunuz? Bu iddiaların çok korkunç olduğunu söyleyeyim. Ayten hanım bu işkencehane diye tabir ettiğiniz yerde başka insanların da olduğunu söylüyorsunuz. Biz Türkiye’de son 5 yıl içinde en az 35 kişinin kaçırıldığını ve uzun süreli bir yerlerde tutulduğunu tespit ettik, bunları yakın izlemlerle tespit ettik, en sonda bugün bahsettiğimiz gibi 9 aydır ortalarda olmayan yakınlarının aradığı Hüseyin Galip Küçüközyiğit bulundu. Bu uzun süreli kayıplardan bir kısmı. Ortaya çıktıktan sonra Emniyet Müdürlüğünde genelde ortaya çıktılar, bir kısmı konuşmadı, sessizliğe gömüldüler, ondan sonraki hayatımıza bakalım eşlerine, çocuklarına. Bir kısmı özgür kaldı onlar da konuşmamayı tercih etti, bir kısmı uzun süreli bir yerde tutulduklarını, işkence gördüklerini söylediler. Onlardan ikisi net ifadelerle sizin gibi Yasin Ugan ve Gökhan Türkmen 6 ay bir işkencehanede kaldıklarını ve uzun süre bu tür işkencelere uğradıklarını söylediler, bulunduklarında 30 kilo kadar zayıflamıştı, ciltleri beyazlamıştı herhalde güneş ışığı görmemişlerdi ki bunları tabi ki eşleri söylüyor, gözaltıyken eşleri gördüklerinde kocalarının çok zayıfladıklarını ve cildinin beyazladığını ve biraz tuhaflaştıklarını söylüyorlardı. Siz bu bahsettiğimiz işkencehanede başka insanların da olduğunu söylediniz. Bu kişilerin seslerini duyuyor muydunuz? Ne oluyordu? O kişilerin de işkencede olduğunu düşünüyor musunuz?

İnsanlık dışı bir ortamdı ve bu yaptıklarını çok meşru bir şekilde yapıyorlardı. “Arkamızda devlet var bize hiçbir şey olmaz.” diyorlardı.

Ayten Öztürk: İlk başta söylediğim gibi ilk günler bana yönelik psikolojik işkenceyle geçti, o süre zarfıyla başkalarına yapılan işkenceleri özellikle duyuruyorlardı, ben onları duyuyordum. Yaklaşık 2 ay böyle geçti, onların işkenceleri söz konusuydu. Onları duyuyordum, çığlıkları, bazen ağlama seslerini duyuyordum. Hatta benim yan hücremde ben sesimi duyuramıyordum o da bana duyuramıyordu bir kişinin bacağını kırmışlardı, bunu kendileri söylüyorlardı ona hatıra bıraktık diye. Daha sonra tedavi ettiler, ettiklerini de seslerden öğrendim, dinleyerek ve aynı tedavi ettikleri ayağına vurarak işkencelerine devam ediyorlardı. Daha fazlasını almak için ya da konuşturmak için, buna Yakup diyorlardı bu kişiye, tam yan tarafımdaki bu kişiye, başka bir yerde de bir kişi daha vardı. Bir tanesine Zafer diyorlardı, bir iki tane daha vardı ama isimlerini hatırlamıyorum ama en çok bunları telafuz ettiklerini duydum. Çok kötüydü durumları bir tanesi hatta delirmiş gibiydi. Konuşmalarından onunla dalga geçmelerinden artık aklını yitirdiğini düşündüm. O şekilde her birinin çok çok ayrı sıkıntıları vardı, insanlık dışı bir ortamdı ve bu yaptıklarını çok çok meşru bir şekilde yapıyorlardı. “Arkamızda devlet var bize hiçbir şey olmaz.” Diyorlardı.

İşbirlikçilik teklif ediyorlardı, sürekli her işkence seansında tacizler, tecavüz girişimleri oluyordu.

“Bugüne kadar herkes buraya geldi ve herkes konuşarak çıktı.” diyorlardı bana, işbirlikçilik teklif ediyorlardı, sürekli her işkence seansında tacizler, tecavüz girişimleri oluyordu. Bunları fiziksel işkence, elektrik vs. Yaptıktan sonra askıdan indirip yerde yapıyorlardı. “Bunu biz erkeklere yaptık ve hemen konuşmaya başladılar. Sana da yaparız.” Diye tehdit ediyorlardı. Akla gelebilecek her yöntemi denediler ancak ben onlarla konuşacak hiçbir şeyim yoktu ve bu süreçten sonra beni bir yere bıraktılar. “Artık buradaki süren doldu.” Dediler, ben ikinci aşamaya başlayacaklarını düşündüm, sıkı bir işkence sürecinden sonra, yaklaşık 20- 25 günlük işkenceden sonra tedavi ettiler, tedaviden sonra tekrar ayağa kaldırıp işkence edeceklerini düşündüm; “Artık çıkacaksın.” Bana dediler. Kendi kıyafetlerimi 6 ay sonra gördüm. Bana giysilerimden verdiler ve bir araziye bıraktılar orada da TEM polisi bulmuş gibi beni aldı ve uydurma bir dosyayla beni tutukladı. Önceden aranmam olan bir dosya ile birleşti şimdi 2 kez ağırlaştırılmış hapis cezası ile yargılanıyorum oysaki şu anda birleşen dosyamda ben ilk mahkememde tahliye olmuştum ve beraat edebileceğim bir dosya. Şu andaki hukuki durumumum sebebi işkencenin örtbas edilmesi içindir çünkü normalde ben çoktan ilk mahkemeye çıktığım gün serbest bırakılacaktım ve bu 3.5 sene önceydi ancak ben mahkemeye çıkıp işkenceyi anlattıktan sonra durum değişti ve 2 ağırlaştırılmış hapis cezası verildi, şimdi ev hapsindeyim, tedavi oluyorum, tedavi sırasında denetimli serbestlik memurlarının izin aldığım halde kapıma gelip hakkımda tutanak tuttular evde yoktur diye. Sonuçta mahkemeye bildirdik, mahkeme ihlal yoktur diye karar verdi ama 6 aylık bir işkence süreci, 3.5 yıllık haksız hukuksuz bir yargılama, yine olmaması gereken bir ev hapsi ve bu ev hapsinde bile her an gözetlenir durumdayım. Her an ne yapacaksam karşımda onları bulacakmışım gibi bir izlenim yaratmaya çalışıyorlar, bunların hepsi hukuksuz. İşkenceyi gizlemek için yapılıyor bunlar.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Siz mahkemede bu olayları anlattığınız için müebbet hapis cezasına çarptırıldığınızı söylüyorsunuz.

Ayten Öztürk: Çünkü benim dosyamı avukatlarım ve birçok avukat takip ediyor çünkü 19 sanıklı bir dosya. 19 sanıklı bir dosyada yaklaşık 13 senelik bir yargılama süreci var bu dosyada herkesin bu süre zarfında benden hemen hemen hiç bahsedilmemiş bile dosya içerisinde. Olayın içerisinde doğru düzgün yokum sadece bir iftiracının polisi yönlendirmesi ile benim ismimden bahsetmesi söz konusu olmuş, gördüm bir yerde demiş o. Ancak olayla bir bağlantım, bir delil yok. Hukuki anlamda elle tutulacak hiçbir şey olmamasına rağmen böyle bir ceza verildi.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Kimdir bu şahıslar? Bu kadar pervasız fütursuz, bu anlattığınız işkenceler ki 5-10 dk da bu işkenceleri anlatıyorsunuz ama 6 ay yaşadınız bunu. Çok ağır bir durum. 6 ay ve 24 saat geceniz gündüzünüz belli değil, zaman mefhumu yok, tabutluklarda kalıyorsunuz, askılarda çırılçıplak bir kadın olarak özel günleriniz olabiliyor belki bunlar da da çok büyük sıkıntılar yaşandı ve taciz, tecavüzler olduğunu söylüyorsunuz. Korkunç anlattıklarınız. Biz bunları okuduğumuzda da tüylerimiz diken diken olmuştu, peki kimdir bunlar? Bu kadar pervasızlık, fütursuzluk nasıl oluyor? Ne diyorsunuz bu konularda?

MİT yurtdışından birilerini getiriyor ve medya bunu çok büyük başarılarmış gibi sürekli reklamını yapıyordu.

Ayten Öztürk: Elbetteki elimde somut olarak şudur diyecek bir açıkça adres verebileceğim bir yer yok ancak tam o süreçte benim kaçırıldığım süreçte benzer olayların MİT tarafından yapıldığını ben basından takip ettim, MİT yurtdışından birilerini getiriyor ve medya bunu çok büyük başarılarmış gibi sürekli reklamını yapıyordu. Benim olayımında çok farklı olduğunu düşünmüyorum, biçim olarak aynı. Farklı ülkelerden birileri getiriyor, bunun MİT olduğu söyleniyor, hatta bazılarının durumuna baktım nasıl zayıfladıkları, nasıl getirildiklerine bunun yine aynı kurum tarafından yapılmış olabileceğini düşünüyorum. Ardından birçok olay da oldu.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Peki bu işkenceleri siz mahkemede anlattınız, ne yaptı mahkeme?

3,5 sene boyunca mahkemede bu işkenceleri anlattım ama bir şaşkınlık ifadesi bile olmadı. Genellikle hâkim ve savcı kafalarını eğerek dinlediler. “Konumuz bu değil.” deyip kapatmak istediler.

Ayten Öztürk: Mahkeme bir kere bile bu olayla ilgili bir soru sormadı. 3.5 sene yargılandım, 3.5 sene boyunca bu işkenceleri anlattım ama bir şaşkınlık ifadesi bile olmadı. Genellikle hakim ve savcı kafalarını eğerek dinlediler. “Konumuz bu değil.” deyip kapatmak istediler, oysaki benim sağlığım yaşadıklarım ortadaydı hepsi görmezden gelinmeye çalışıldı. Ortada 6 ay var ve yaşananlar var. Bizzat benim yaşadıklarım var ve bunlara herkes gözünü kapattı, kulaklarını kapattı. Kayıtlara bile geçilmek istenmedi ama ben savunmamda bunları ifade ettim. Bunun hukuk mücadelesini sürdüreceğimi de ifade ettim ama şu ana kadar bununla ilgili herhangi bir girişim soru vs. Olmadı. Beni Ankara’da bulduklarını söylüyorlar aniden ama şunu hiç soruşturmuyor hakim. “Sen Ankara’da o noktaya nasıl niye geldin?” Madem ki hakkımda ihbar var, oradan beni alıyorlar beni kaçıranlar oraya bırakmıştı, bunun arkası nedir? Bugün her konunun arkasındaki kamera görüntüleri, takipler, teknik takipler ortaya çıkabiliyor benim için bu sorunların hiçbiri sorulmadı. Ben gökten zenbille mi indim? Hakimler bunları sadece dinlediler ve kapattılar.

Ömer Faruk Gergerlioğlu:Birleşmiş Milletler ve AİHM’e başvuru yolu var, başvuru yaptınız mı? Ne dedi Adalet Bakanlığı?

Dilekçelerime, Ankara Emniyeti ve orada işkence yapıldığına dair delil yoktur diye işkence yoktur deniliyor.

Ayten Öztürk: Ben başvuruları yapmaya başladım ama henüz AİHM’e kadar gitmedi, şu anda Türkiye İnsan Hakları Vakfı’na gidiyorum sonrasında gideceğim tabi. Adalet Bakanlığı’na dilekçe yazdım ama bu konu ile ilgili bir cevap verilmedi. Gözönüne alınan Ankara Emniyeti ve orada işkence yapıldığına dair delil yoktur diye işkence yoktur deniliyor.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Türkiye İnsan Hakları Vakfı gözetiminde bir tedavi süreci var. Sağlığınız nasıl? Ne yapılıyor?

Kollarımda geriye dönüşü olmayan bir kopukluk oluşmuş. Bunu da ters kelepçe ve askıdan olabileceğini söylediler.

Ayten Öztürk: Şu anda bugün tahlil sonuçlarımı götürdüm ve bütün film vs. Sonuçları götürdüm. Kollarımda geriye dönüşü olmayan bir kopukluk oluşmuş. Bunu da ters kelepçe ve askıdan olabileceğini söylediler. Ben eskisi gibi ağır bir şey taşıyamıyorum, tutamıyorum. Onun dışında kan değerlerim çok düşük. Farklı testler var onların hepsi çıkmadı ama genel olarak özellikle ciğerlerimdeki sorunlar var, dar alanda tutulmamdan dolayı uzun süre. Onu da bir sonraki hafta tekrar tespit edeceğiz ama genel olarak kalıcı şeyler var hala.

Hiçbir şekilde yaşadıklarınız kabul edilemez. Normal bir hukuk devletinde bir kişiye bir suç isnadı varsa gözaltına alınır. Gözaltında da işkence göremezler çünkü işkence bir insanlık suçudur.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Biz konuyu gündeme getirdik. Öncesinde de gündeme getirmiştik, konunun takipçisi olmaya devam edeceğiz. Hiçbir şekilde bu yaşadıklarınız kabul edilemez. Normal bir hukuk devletinde bir kişi bir suç isnadı varsa kolluk tarafından yakalanıp adli makamlara getirilmişse gözaltı süreçleri belli günlerdir ve bu kişiler suçlu bile olsa kesinlikle gözaltında da başka şekilde de işkence göremezler çünkü işkence bir insanlık suçudur ve işkenceciler için bir zaman aşımı da yoktur. O yüzden kesinlikle işkenceye bizim tahammülümüz yoktur hele ki böyle 6 ay boyunca inanılmaz korkunç işkenceler, 25 kilo zayıflama ve kalıcı sağlık hasarları ile dolu bir süreci anlatıyorsunuz. Korkunç bir olay. Normal bir ülke olsa o ülkede bakanların istifa etmesi gerekir çünkü izahı kabil olaylar değil bunlar. Siz bunları anlatıyorsunuz, anlatımlarınızın arkasındasınız gördüğüm kadarıyla hem mahkemede hem şimdi anlatıyorsunuz çünkü oldukça uzun belki zaman olsa çok çok uzun olsa anlatacağımız şeyler olacak ama genel olarak biz durumu anladık. Size çok teşekkür ediyoruz, çok geçmiş olsun diyoruz. Son olarak eklemek istediniz husus var mı?

Kaçırma, kaybetme uzun süre gözaltında tutup işkencelerden geçirme bu uzun sürede halkı sindirme, susturma, korkutma amaçlı uygulanan bir politika.

Ayten Öztürk: Bu olaylar benimle başlamadı öncesinde de vardı sadece bu sürecin bir politikası olduğunu gördüm. Kaçırma, kaybetme uzun süre gözaltında tutup işkencelerden geçirme bu uzun sürede halkı sindirme, susturma, korkutma amaçlı uygulanan bir politika. Bunu yaparak insanların sineceğini, hak arama mücadelesini bırakacağını düşünüyor olabilirler. Fiziksel acılar bir yerden sonra bitiyor, onların yaptıkları ahlaksızlıklar, insanlık dışı uygulamalar unutulmaz. Halkın hafızası çok güçlüdür. İşkencenin devam etmemesi için, böyle olaylar yaşanmaması için ben herkese direnmekten asla vazgeçmeyin diyorum.

Ömer Faruk Gergerlioğlu: Çok geçmiş olsun, teşekkür ediyoruz programımıza katıldığınız için iyi akşamlar diliyoruz.

Bu ülkede İçişleri Bakanı var, Adalet Bakanı var. Mahkemelerde bu işkencelerin anlatımı sırasında hiçbir işlem yapılmadığı söyleniyor. Bu işkencenin insanlık suçu olması hasebiyle dikkatle üstünde durulması gerekiyordu.

Değerli izleyenler Ayten Öztürk’ün anlatımları çok vahim. Normal bir demokratik hukuk devletinde kesinlikle olamayacak şeyler. Bu kadar rahatlık ve devlet adına bu işlerin yapıldığının söylenmesi, bu iddialar karşısında birilerinin cevap vermesi lazım. Bu ülkede İçişleri Bakanı var, Adalet Bakanı var. Mahkemelerde bu işkencelerin anlatımı sırasında hiçbir işlem yapılmadığı söyleniyor. Bu işkencenin insanlık suçu olması hasebiyle çok çok dikkatle üstünde durulması gerekiyordu. CPT raporları 2017-2019’da Türkiye’de gözaltı merkezlerinde ve cezaevlerinde işkencelerin olduğunu gösteriyordu zaten ve son 5 yılın OHAL dönem karnesi Türkiye açısından oldukça kötü. Bunu biz yıllardır söylüyoruz ve onlardan birisinin canlı şahidi çok ağır işkence iddialarını gündeme getiriyor Ayten Öztürk ve onu konuk ettik. Bu konuyu biz gündemimizde değerlendirmeye devam edeceğiz.

Önceki makaleBAŞKAN BOZKURT’TAN SEL BÖLGESİNE DAYANIŞMA ZİYARETİ
Sonraki makaleTerör yargılamalarında 2016-2020 yıllarında 1,5 milyon soruşturma